Osmanlı Anayasasından Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına

İslam tarihindeki ilk anayasa, Osmanlılar tarafından köke bağlı usulle yazılan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’dir. Özelde medeni hukuk olarak adlanabilecek olan bu anayasaya ibadat bölümü dahil edilmemiş olup (ibadetlerle ilgili fıkhi hükümler) ibadatların ilmihal adında ayrı bir tedvine tabi tutulmasına neden olmuştur.


Mecelle 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından oluşturulduktan sonra bu komisyonun çalışmaları Sultan Abdulhamit tarafından sonlandırılmıştır(Karaman, H. Ana hatlarıyla İslam Hukuku. c.1. s.89.).


Tanzimat fermanının bir sonucu olarak ihya ve tecdid hareketlerine binaen vücûda gelen bu anayasa, hem mezkür hem de meseleci (kazuistik) metotla vücuda gelmiştir. 


Değişen yeni şartlara göre güncellenmesi planlanan mecelle, 9 mayıs 1916’da içtihat çalışmalarına başlasa da çalışmalarını bir türlü nihayete erdirememiş ve nihayet 1926 yılında İsviçre Medeni Kanunun kabulü ile TBMM tarafından lağvedilmiştir(Karaman, Ana hatlarıyla İslam Hukuku. s.89.).


Özetle 1868’den 1926 ya kadar 68 sene yürürlükte tutulan Osmanlı Medeni Kanunu; sosyal, mali, hukuki ve siyasi alanlarında hasıl olan güncel ihtiyaçlara cevap olamayınca TBMM eliyle kendi kendini lağvetmiştir. 


Böylece kanun yaparken köke bağlı usulü kullanan Türk İmparatorluğunun (Osmanlı Devleti) aksine Türkiye Cumhuriyeti, iktibas usulüne geçerek hazır hukukları tercüme ederek (bazı küçük tadillerle) ülkelerime taşımışlardır. 


Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise Siyasal İslamcı cenahın iddialarını üzerine bina ettikleri “Laiklik ile din elden gitti” söylemidir. 


Şayet elden giden Osmanlı’nın anayasası olarak kabul edilen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye ise bu anayasa her ne kadar köke bağlı usulle vücuda gelmiş olsada nihayetinde bir ihya hareketinin sonucudur ve klasik anlamda bir mezhebin hukuki görüşlerine bağlı değildir (her ne kadar henifi hukuku ağırlıkta olsada) karma hükümlerle tahakkuk etmiştir . Dolayısıyla bu cenahın kastettiği dini anlayış bu anayasada maalesef pek bulunmamaktadır. 


Varsayalım ki bu cenah ihya hareketlerini destekliyor; bu halükarda da bu çalışmaları durdurarak dine karşı mücadele başlatan ilk isim Osmanlı Sultanı Sultan Abdulhamit Han olmaktadır. Nihayetinde mecelle komisyonunu lağveden Sultan Abdulhamit’tir. 


Ve onun lağvettiği bu komisyonu tekrar kurarak çalışma yapmalarını sağlayanlar ise İttihat ve Terakki hükümetidir.


Öyleyse din ile mücadele eden Sultan Abdulhamit iken dini ikame etmek için mücadele edenlerde İttihatçılar olmaktadır.


Eğer tüm bu tarihi gerçeklerle yüzleşebiliyorsa siyasal islamcı cenah devam edelim.


İttihat ve Terakki Hükümetinin Mecelle komisyonuna verdiği bu görevi Türkiye Cumhuriyeti aynen devam ettirmiş olup anayasa çalışmaları için önceliği bu komisyona tanımıştır. 


Nihayetinde bu komisyon ise yedisi İttihat ve terakki döneminden olmak üzere toplamda 10 yıl anayasa oluşturma görevini icra etmiş lakin başarısız olmuştur. Dolayısıyla 1926’da TBMM tarafından lağvedilmiştir.


Öyleyse; Siyasal islamcı cenahın din düşmanı olarak nitelediği gerek ittihatçılar gerekse TBMM, Anayasa oluşturmak için İsveç Medeni kanununu iktibas etmek yerine bu görevi neden öncelikle Mecelle komisyonuna vermiştir?


Muhammet İkbal


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Matematik ne işimize yarayacak?

Grek Felsefesi T. Not (1)

Mitoloji, Ne İş Yapar?