Tanrı ile olan ilişkimiz!
Karadenizlilerin meşhur bir atasözü var:
“Sevduğuni alamayisen, alduğunu sevecesun!”. Yani “sevdiğinle evlenemiyorsan, evlendiğini seveceksin.” diyorlar.
Bu nasihat, Tanrı’yı delillendirme konusunda da aynen tatbik edilmiş gibi. Bakmışlar Tanrı’yı reddetmenin yolu yok, temellendirelim bari demişler...
Çeşitli dil oyunları, akıl oyunları yahut hakikat iddiasında olmayan bilimsel yasalar, hakikat kabul edilip üzerine bina edilmiş yüzlerce argüman...
Fakat şurası ısrarla görmezden gelinmiş:
Delil ile inanılan şey gerçek bir Tanrı olabilir mi? Delil ile inandıktan sonra imanın karakökü olan güven, Tanrı ile olan ilişkide açığa çıkabilir mi? Yoksa güven delile mi ait olur?
Delilin öncüllerinden birinin hatalı olduğu anlaşıldığında, Tanrı da yok olmaz mı?
Hal böyle olunca “deliller, sahiden imansızı imana sokmak için mi getirilmiştir?” diye sormalı insan. Yoksa sadece “imanı koruma yahut temellendirme gayesinin mi bir tezahürüdür?”
Eğer sebep ilki ise şüphesiz bu delillere mutlak dogmalar olarak bakmak kadar abes bir durum yoktur!
Şayet amaç ikincisi ise bu seferde delillerin yaratıcıları dahi onların birer aldatmaca olduğunun bilincindedirler.
Tanrı’ya inanmanın tek yolu, ona güvenmektir. Ona güvenmenin tek yolu da onu hissetmektir. Onu hissetmek ise ancak bilgide, sevgide, bilimde, dahası cümle şeyde onun tecellisini görebilmekle olur.
“Le mevcude illa Allah”ı temaşaya katık etmekle, muhabbeti göze kılavuz kılmakla olur...
Yorumlar
Yorum Gönder